1 Aralık 2004 Çarşamba

Mıchel Faucault Ve İktidar Çözümlemesi

Mıchel Faucault Ve İktidar Çözümlemesi

Mustafa Kurt



GİRİŞ

Postmodern toplum kuramının düşünürlerinden olan ve modern toplumun bileşenleri üzerinde fikirlerini ifade eden Foucault?un postmodern düşünceye ve siyaset bilimine katkılarından birisi de ?iktidar? kavramını çözümlemesidir. İktidarın görünmeyen bir şekilde bireyin hayatının tüm kesitlerine yerleştiğini ifade eden Foucault, bunun toplum içerisinde var olan çeşitli kurumlar sayesinde yapıldığını savunur. Bu çalışmada da özellikle sosyal ve ekonomik hayatta etkileri yoğun olarak hissedilen iktidarın anlamından bahsederek araçları ve toplum ve birey için ne ifade ettiği açıkşanmaya çalışılacaktır.

I. Foucault?un Felsefesi

Foucault?un felsefesinin özünde, modern toplumlardaki beşeri bilimlerin bireyleri denetleme ve disiplin altına alma tarzlarını eleştirmektir. Çünkü bu bilimlerin oluşturduğu normlar her seferinde yeni bin iktidar rejimini kurumsallaştırmaktadır. Aile, okul, mahkeme, kışla, işyeri gibi kurumlarda beşeri bilimler kendi normallik standardını tanımlayarak., bu anormalliği kurumsallaştırıp bize hayat tarzı olarak sunarlar. Ona göre disiplinler, insani çeşitliliği düzene sokmaya yarayan tekniklerdir. Foucault, evrensellik ve nesnellik maskesi altında modernizmin oluşturduğu baskı, benlik ve disipline etmeyi ve bireyi normalleştiren, ürün haline getiren teknikleri sergileyip onları yıkma amacındadır. [1] [1]

Foucault?un özellikle hapishane üzerine yaptığı araştırmalar, ?kim neden ve nasıl cezalandırılmaktadır? sorularına cevap aramaya yöneliktir. Foucault, özellikle 70?li yıllardaki çalışmalarında özellikle XIX. yydaki disipliner pratikler ile iktidar ilişkilerin incelemiştir. Foucault, çalışmaları ile bizim düzen veya akıl gereği olarak düşündüğümüz kurumların(okul, fabrika, kışla, mahkeme, tımarhane, hapishane) aslında baskı ve denetlemenin ürünü olduğunu söyler. Bu anlamda iktidar merkezi bir otorite veya yasaklayıcı tarafından uygulanan güç değil, bireyler arası ilişkilerden doğan ve kendi hakikat söylemi içinde özne yaratan bir şebekedir.

II. Foucault?un İktidar Kavramı

1970?lerin başından itibaren Foucault, modern iktidarı, hiçbir şekilde temsili özelliği olmayan ve anti-hümanist yönü ağır basan bir süreç olarak ele almıştır. İktidar, Foucault?a göre, dağılmış, belirsiz, şekilsiz, öznesiz bir olgudur ama bireylerin fiziksel gövdelerini ve toplumsal kimliklerini oluşturmaktadır. Buna göre iktidarı bir üst yapı kurumu olarak gören ya da sınıf ilişkilerine bağlayan bütün modern kuramların yadsınması gerekir. Foucault için iktidar her şeyi düzenlemektedir ama mutlak değildir., parçalanmıştır, çoğulcudur ve beraberinde direnmeyi ve mücadeleyi getirmektedir. [2] [2]

Foucault, iktidarın kaynağını belli bir yapı ya da belli bir merkez, tep noktasındaki kuruma yerleştiren bütün çözümlemeleri reddeder. Düzeneklerin, tekniklerin ve iktidar yordamlarının burjuva sınıfı tarafından icat edilmediğin ve bunların etkili tahukküm biçimlerini uygulamaya çalışan belirli bir sınıfa ait olmadığını söyleyerek Marksizm?i eleştirmektedir. [3] [3] Ona göre iktidar her yerdedir, çünkü her yerden gelmektedir. [4] [4]

İktidar hiyerarşik bir güç, merkez ya da özne değildir. Sayısız ilişki örgüsü ölon, önceden kestirilemeyen bir şebekedir. Bunun yanında belli kişilerin mülkiyetinde de değildir.iktidar öyle bir ilişkiler şebekesi veya yumağıdır ki burada kişiler iktidarın hem ürünü hem de uygulayıcılarıdır. Ayrıca iktidarın sadece yasaklayıcı yönü olmayıp aynı zamandı toplumun bütün kurumların ve boyutlarını dolaşan kılcal damarlar ile olumlayıcı-üretici yönü de vardır. Örneğin modern iktidarın disipliner ve itirafa yönelik tekniklerinin genel işlevi normalleştirmektir. [5] [5]

III. İktidarın Temelleri

İktidar sadece bastırma, sınırlama yada yasaklama olarak algılanmamalıdır. İktidar kendi gerçekliğini, üzerinde olduğu alanı ve haklılaştırma mekanizmalarını üretir.iktidarın var olması bilgisiz mümkün değildir aynı zamanda bilginin iktidara yol açmadan var olması da olanaksızdır. Foucault?a göre toplumsal iktidarın üç biçimi vardır: [6] [6]

- Ekonomik iktidar: Nadir olan mal veya üretim kaynaklarını elinde tutup diğerlerinin emek gücüne sahip olmak.

- İdeolojik İktidar: Bir otorite tarafından desteklenen belirlenmiş bir yapıya ait fikirleri ve inançları elde tutmak.

-Siyasal iktidar: Fiziksel zor kullanmayı mümkün kılan bir takım donanımlara sahil olma.

İktidarın özel sektördeki büyük firmalar ile ulusal düzeyde seçilmiş politikacılar arasındaki işbirliğinden doğan bir kuvvet olduğu da düşünülebilir. Böylece iktidar tesis edip toplumu yönetirler. Bireyler iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. İktidar belirli bir kişi veya sınıfın mülkiyetinde olmadığı gibi, iktidar sadece bunlardan da yayılmaz. Modern toplumlarda iktidar, bireysel bir takım özelliklere göre değil, soyut bir takım kurallar doğrultusunda işleyen gayr-i şahsi yönetsel bir makineye bağlıdır. İktidar insan hayatının her aşamasına yerleşen bir olgudur. Toplumsal örgütlenme akılcılık tarafından değil bizzat iktidar tarafından oluşturulur. Bu anlamda iktidar görülmeyen bir güçtür. Tıpkı Weber?in bürokratik örgütlerinde olduğu gibi güç yapının kendisindedir.

İktidar kendi gerçeklerini ve olumlularını öğreten bir yapıdır. Neyin yapılıp neyin yapılmayacağına karar verir ve kurumları aracılığıyla bunları denetler. İktidar öylesine bir ilişkiler yumağıdır ki burada insanlar hem iktidarın ürünü hem de uygulayıcılarıdır. İktidar her yerden doğduğu için her yerdedir. İnsanın yaşamının tüm seviyelerinde bulunarak onu adeta sarmıştır.

Ayrıca iktidar toplum içerisinde çeşitli özelliğe sahip bireyleri kapatma hakkına sahiptir. Kapatma iktidarın sürdürülmesinde araçtır. Tembelliğin günah sayılmaya başlamasıyla artık üretmeyen ve üretemeyenler toplum için yüktür. Bunların belirli merkezlere kapatılarak çalıştırılmaları, üretime dahil edilmeleri gerekmektedir. Kapatma 1800?lü yıllarda işsizliği emme, göze batan toplumsal sonuçları silmek ve ücret sınırının aşırı yükselmesini engelleme için kullanılmıştır.

IV. Foucault?a Göre İktidarın Araçları

A. Denetim

Foucault?a göre modern toplumlar kendine özgü metodlarıyla bireyleri hükümranlığı altına almaktadır. Bunun önemli araçlarından biri de denetimdir. Bu konuda düşüncelerini şöyle açıklar: [7]

Klasik dönem boyunca, bedenin iktidar nesnesi ve hedefi olarak bir keşfedilişi söz konusudur. O tarihlerde bedene (manipüle edilen, biçimlendirilen, terbiye edilen, itaat eden, cevap veren, becerikli hale gelen veya güçleri artan) yöneltilen bu büyük dikkatin işaretleri kolaylıkla bulunabilecektir. Makine-insanın büyük kitabı, eşanlı olarak iki sicile birden kaydedilmiştir. İlk sahifelerini Descartes?in yazdığı ve hekimlerin, filazofların devam ettirdikleri anotomik-metafizik sicil; koskoca bir askeri, okula ve hastaneye ilişkin yönetmelikler ve bedenin işlemlerini denetlemeye ve düzenlemeye yönelik amprik ve bilinçli usüller bütünü tarafından oluşturulan teknik-siyasi sicil.

Böylelikle denetim iktidarın önemli bir aracı olarak yerini alacak ve sicillere dayanan bir yapıyla kişileri gözlem altında tutmaya çalışacaktır. Bunun mekanları ise belirli bir yer değil tüm toplumsal hayattır. Okul, aile, kışla, hapishane, fabrika, hastane gibi kurumlar birey üzerinde iktidarın baskısını hissettirmeye yetecektir.

B. Disiplin

Disiplin anlamında Foucault hapishaneyi, modern tekniklerin batı toplumlarında normalleştirici, nesneleştirici, gözetleyici ve disiplinci iktidarın kurumu olarak inceler. İktidar(Biopolitik· iktidar) artık eskisinden farklı olarak, öldürerek yönetmek yerine onları canlı tutarak yönetir. Şüphesiz bu yönetimin ana tekniklerinden biri disiplin aracılığı ile yönetilenleri normalleştirerek yaşatmaktır. Egemen iktidarın gücü eskiden öldürme gücü iken bugün bedenlerin yönetimi ve yaşatmaya dönük işletmesini hedefleyen bir dizi müdahale ve düzenleyici denetim yolu ile gerçekleştirilen nüfus biopolitiğidir. Artık biopolitik iktidar dönemi başlamıştır ve bu anlayış kapitalizmin gelişmesinin vazgeçilmez bir öğesi olmuştur. Bedenlerin denetimli bir şekilde üretim hattına sokulması ve nüfusun ekonomik süreçlere göre ayarlanması bunu açıklar. Panopticonizm (her şeyi tüm yönleri ile ışık altına çıkarıp görünür kılma) bunun önemli bir aracıdır. Daire şeklinde hapishanelerde olduğu gibi herkesin her an görülebildiği yapılar iktidarın işleyişini kolaylaştırmaktadır. Daire biçiminde inşa edilmiş hücrelerde bulunan mahkumlar, merkezi bir kuleden sürekli olarak gözetlenip gözetlenmediklerini asla bilemeyeceklerinden herkes kendi davranışlarını kontrol etmeye başlamıştır. İleri kapitalizm döneminde insanlar bu anlayış neticesinde bilgisayarlar aracılığıyla gözlemlenmektedir. Modern dönemde işkence sürekli gözetimle yer değiştirmiştir. Bugün teknoloji sayesinde gözetim kolaylıkla yapılmaktadır. Panopticon tasarısı ilk olarak burjuva iktidarının merkezi yapılarda sürdürüldüğü döneme aittir. Bu tasarının amacı, büyük şehirlerde toplanmış düzensiz kitleleri denetim altına almak ve bu yararsız işsiz-güçsüzleri toplu çalışma disiplinine uyabilecek vicdanlı ve işe yarar yurttaşlara dönüştürmektir. Bu anlamda herkesin mutlak itaat ve sessizlik kuralına boyun eğdiği manastırlar ve herkesin bir düzen için aynı makinenin parçaları gibi çalıştığı fabrikalar birer hapishane modelidir. Bu dönemde (XIX yy) disiplinin ana amacı işgücü terbiyesidir. [8]

Foucault söyleme en elverişli yöntem olarak disiplini, yani bedenlerin disipline edilmesini görmektedir. Disiplin ile bedenlerin denetimi XVII. Yüzyıldan itibaren kışla, hastane, okul ve hapishanede uygulanmaya başlanmıştır. Foucault, disiplinsel iktidarın başarısını hiyerarşik gözetim, normalleştirici yaptırım ve bunların birleştirilmesinin sınav altında gerçekleştirilmesi gibi basit araçların kullanılmasına bağlamaktadır. Yine iktidarın bir diğer varlığını sürdürme aracı disiplin olarak yerini almıştır. Denetimle bağlantılı olarak disiplin konusunda Foucault?un yazdıkları şöyledir: [9]

Dağınık atelyelerin yanı sıra, hem türdeş, hem de sınırları belirli olan büyük manüfaktür alanlar gelişmektedir: önce bur araya getirilen bu manüfaktürler, sonra XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında fabrikalar (üretim alanları ve işçi lojmanlarının da dahil olduğu); bu bir ölçek değişimidir, aynı zamanda yeni bir denetim şeklidir. Fbrika açık bir şekilde manastıra, kaleye, kapalı bir kente benzetilmektedir; muhafız kapıları ancak işçiler girerken açacaktır ve çalışmaların başladığını bildiren zil çaldıktan sonra bundan bir çeyrek saat sonra kimsenin içeriye girme olanağı olmayacaktır; gün bitiminde atölye şefleri anahtarları manüfaktürün kapıcısına teslim etme durumundadırlar. O da bunun üzerine kapıları tekrar açmaktadır. Bunun böyle olmasının nedeni, üretim güçlerinin yoğunlaşmalarının ölçüsünde, bu durumdan en çok avantajı sağlamanın ve bu yoğunlaşmanın olumsuzluklarını önlemenin; malzeme ve aletleri korumanın ve emek gücüne egemen olmanın söz konusu olmasıdır.

Foucault?un iktidarın önemli bir aracı olarak gördüğü disiplin bireyin yaşamının tüm süreçlerine yerleştirmek suretiyle onun yüksek uyum ve verimliliğe kavuşmasını arzular. Disiplinin denetlediği bedenlerden dört nitelikle donatılmış bir bireysellik yarattığı söylenebilir: [10]

- Disiplin hücreseldir(mekanlara dağıtılır)

- Disiplin organiktir (faaliyetlerin şifrelenmesi sayesinde)

- Disiplin oluşumsaldır(Zamanın birikimli hale getirilmesi sayesinde)

- Disiplin birleştiricidir (güçlerin birleştirilmesi sayesinde)

Ayrıca disiplin bunları yapabilmek için devreye dört büyük teknik sokmaktadır. Tablolar inşa etmekte, manevraları hükme bağlamakta, icraatlar dayatmakta ve taktikler düzenlemektedir. Belirli yerlere konmuş bedenler, şifrelenmiş faaliyetler ve biçimlendirilmiş yatkınlıklarla iktidar için gerekeni yapmaya elverişli hale gelirler.

C. Hiyerarşik Gözetim

Klasik dönem boyunca insanların gözetlenmesin sağlayan gözlemevlerinin kuruldukları görülmektedir. Bu tekniğin özü görülmeden görmeye dayanmakta ve toplum içindeki bir çok kurumda uygulanabilmektedir. Bunun en belirgin örneği askeri kamplardır. Mükemmel bir kampta iktidarın tümü, yalnızca bir tek gözetim aracılığıyla icra edilmektedir. Birbirlerini denetleyen bakışların var olduğu simetrik yapılar sayesinde hiyerarşik gözetim mümkün kılınmaktadır. [11] [11]

Bunun bir diğer örneği de fabrikalardır. Tüm çalışma süreçlerini kapsayan yoğn bir denetim söz konusudur. Yalnızca üretime yönelmemekte, aynı zamanda insanların faaliyetini, yapma bilgilerini, işi ele alma biçimlerini, hızlarını, heveslerini, hal ve gidişlerini de denetlemektedirler. Denetim görevi üretim aygıtının büyümesi ve karmaşıklaşması ölçüsünde daha da büyüdüğü görülmektedir. Gözetim altında tutmak bu dönemde, tanımlanmış ama üretim sürecinin ayrılmaz bir süreci olmak zorunda olun bir işlevi haline gelmiştir. [12] [12] Bu denetim mekanizması içinde çalışanlardan yüksek verim elde etmek için denetim çok önemli görülüyor ve işçilerin hiçe sayıldığı ve azarlandığı bir denetim mekanizması varlığını sürdürüyordu.

Disiplinlerin hiyerarşik hale getirilmiş olan gözetimi içerisindeki iktidar, bir nesne gibi elde tutulmakta bir mülkiyet gibi aktarılmakta, bir makineler bütün gibi çalışmaktadır. Piramid gibi olan örgütlenmesinin ona bir başkan verdiği doğruysa da, aygıtın tümü iktidar üretmekte ve bireyleri sürekli ve daimi bir alanın içerisine dağıtmaktadır. [13]

D. Normalleştirici Yaptırım

Toprak devletinden nüfus devletine olan kayış yönetme isteğinin de bir sonucudur. Bu yapılanma içerisinde yönetme sanatının ilkeleri artık erdemlere veya ortak meziyetlere dayanmamaktadır. Yönetme sanatının ilkelerinin kaynağı artık akılsallıktır. Foucault, yönetimi ?insanların davranışlarını yönlendirmeye yönelik teknikler? olarak tanımlar. İktidar kendi varlığının sürdürürken normalleştirici teknikler kullanır. Ekonomi bu anlamda nüfus, ülke ve refah arasında açıklamalar yaparak iktidara yardımcı olmaktadır. Disiplinci iktidarın başarısı basit araçlara bağlıdır; hiyerarşik gözetim, normalleştirici yaptırım ve bunların birleştirilmesinin sınav* altında gerçekleştirilmesidir.

İktidarın oluşturduğu bu süreçlerin içerisinde aykırı davranan bireyler cezalandırmaya tabi tutulmaktadır. Cezalandırma farklılaştırmakta, hiyerarşik hale getirmekte, türdeşleştirmekte veya dışlamaktadır. Yani özü itibariyle normalleştirmektedir. [14] Dolayısıyla normalleştirme yaptırımları iktidarın işleyişini destekleyecek ve varlığını sürdürmesine imkan tanıyacaktır.

E. Sınav

Sınav, gözetim altında tutulan hiyerarşi teknikleriyle, normalleştiren yaptırım tekniklerini birleştirmektedir. Normalleştirici bir bakış; nitelemeye, tasnif etmeye ve cezalandırmaya izin veren bir gözetimdir. [15] İktidar ilişkilerinin ve bilgi bağlantılarının çakışmaları, sınav içerisinde tüm görülebilir parlaklığına kavuşmaktadır. Sınav kendiyle birlikte, belli bir iktidar icraatını belli bir bilgi oluşumu tarzına bağlayan koskoca bir mekanizmayı taşımaktadır.

- Sınav iktidarın icra edilmesinin içinde görülebilme ekonomisinin sırasını değiştirmektedir.

- Sınav aynı zamanda bireyselliği belgesel bir alan sokmaktadır.

- Bütün bu belgesel tekniklerle çevrelenmiş olan sınav, her bireyi bir şık haline getirmektedir.

Dolayısıyla sınav bireyi iktidarın sonucu ve nesnesi olarak, bilginin sonucu ve nesnesi olarak oluşturan usüllerin merkezindedir. Hiyerarşik gözetim ile normalleştirici yaptırımı birleştirerek, dağıtım ve sınıflandırma, maksimum güç ve zamanın çekilip alınması, sürekli genetik yığılım, yatkınlıkların optimal düzenlenmesi gibi büyük işlevleri sağlayan odur. [16] [16]

SONUÇ

Özetle Foucault, yeni uygarlığı gözetim uygarlığı olarak tanımlar ve görünmeyen bir iktidarın kendi kurallarını oluşturduğunu anlatır. Bahsedilen iktidar, bireyin hayatında ve toplumsal hayatta her aşamada kendisini hissettirmekte ve baskısını oluşturmaktadır. İktidarı bir sınıfa veya bireye bağlamak mümkün değildir. O kendi kendisini bireyde oluşturmakta ve onun sayesinde ilkelerini uygulamaktadır.

Özellikle klasik yönetim düşüncesinin hakim olduğu ve kent nüfusunun arttığı dönemleri incelemelerinde göz önünde bulunduran Foucault, panapticon tanımlamasına fabrikaları da dahil etmiş ve çalışanların (X kuramını hatırlayalım) verimli olmaları ve sermaye sahiplerinin çok kazanmaları için gözetlenmeleri ve disiplin altında tutulmaları gerektiğini belirtmiştir. Foucault?un yaptığı kendi modelini koymaktan ziyade, mevcut bir gerçekliği açıklamak olduğundan, var olan iktidarı topluma nüfuz etmiş bir güç olarak görür. Bu ailede, okulda, kışlada ve fabrikadadır. Birey her yerde gözetlenmekte ve iktidarın daha iyi işlemesine katkıda bulunması için normalleştirici süreçlere tabi tutulmaktadır.

Ona göre fabrikalarda çalışanlar, hem çalıştıkları anda hem de özel yaşamlarının olduğu lojmanlarında gözetim altında bulundurulmaktadır. Hiyerarşik gözetimden bahsederek, zamanla çalışanların sayısına eşdeğer gözetleyicilerin ortaya çıkabileceğini belirterek amaç-araç çatışmasını öne çıkarır.

Özellikle bilgisayarların denetleme süreci içerisinde, eski gözetim kulelerinin yerini alacağının belirterek bilgisayarın iş dünyasındaki işlevleri üzerinde yeni bir tartışmayı başlatır. ?Bilgisayarlar gerçekten iktidarın gücünü sürdürmesine olanak veren bir araç olarak mı ortaya çıkmıştır?? sorusunu akla getirir.

İnsanlığın yaşadığı toplumsallaşma sürecinde insanların gittikçe artan bir kontrol mekanizması içine girdiğini söylemesi, insanın bir çok toplumsal kurumla ilişki içerisinde olması ve gün geçtikçe bu kurumların sayısının artmasıyla açıklanabilir. Artık bireyin yaşantısını kendisi değil, ilişkili olduğu bu kurumlar yönlendirecek ve iktidarla olan ilişkilerinden gelen ?iktidarın yaşamını idame ettirme? amacına katkıda bulunmasını sağlayacaklardır.

Endüstri devrimiyle beraber fabrikalarda da bu gözetim etkisini sürdürmüş ve iyi işçi kötü işçi tanımlaması yapılarak bireyleri bu kalıba girmeye zorlamıştır. İktidar çalışanların verimliliğini azaltacak her türlü faaliyetten onları uzak tutmaya çalışır. Çünkü özellikle endüstri devriminden sonra iktidarın temelinin ekonomik sebepler(çıkarlar) oluşturmuştur.

Özetle iktidar görünmemesine ve kaynağı tarif edilememesine rağmen bireyi kontrol eden etkin bir güçtür ve bu gücünü sürdüreceği kabul edilebilir. Daha çok üretim ve sorunsuz bireylerin arzu edildiği bir yapının arzulandığı bu düşüncenin, insan yaşamının amacıyla ve işletmelerin var oluş amaçlarıyla çatışıp çatışmadığı tartışılmalıdır. Özellikle postmodern düşünürlerin, kapitalizmin dünya nüfusunun bur kısmına zenginlik getirmesine karşın, büyük bir kısmına yoksulluk getirdiği ve doğal kaynaklar üzerinde tahribe yol açtığı yönündeki söylemleri dünyanın geleceği için yapılan tartışmalar önemli birer katkıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder